Blade Runner – Yağmurdaki Gözyaşları

Bu sahne sinema tarihinin en vurucu anlarından biridir. Harika bir bilim kurgu kapanışı olduğu için değil, – insan olmak aslında ne demek? sorusuna birkaç cümleyle noktayı koyduğu için.

Roy Batty (Rutger Hauer), ömrü sadece 4 yıl olarak biçilmiş bir yapay varlık, bir replikant. Filmin başından beri hayatta kalmak, ömrünü uzatmak için savaşıyor. Tam da onu avlamaya çalışan Deckard’ı öldürebilecekken, kendi ölmeden saniyeler önce kolundan tutup onu düşmekten kurtarıyor. Niye yapıyor bunu? Çünkü birine merhamet göstermek, ölümle yüzleştiğini kabul etmek ve kendi varlığını hissettirmek insan olmanın en temel halidir. Roy o an, kendisini tasarlayan insanlardan çok daha insani bir eylemde bulunuyor.

Ardından o meşhur cümleler geliyor:

“Siz insanların inanmayacağı şeyler gördüm. Orion’ın omuzlarında yanan hücum gemileri… Tannhäuser Kapısı’nın yakınında karanlıkta parıldayan C-ışınlarını izledim. Tüm o anlar zamanla kaybolacak… tıpkı yağmurdaki gözyaşları gibi. Ölme vakti.”

Roy, muazzam ve benzersiz deneyimlere sahip. Evrenin en uzak köşelerinde kimsenin göremediği şeyleri gördü. Ama ölümüyle birlikte bütün bu hafıza yok olup gidecek. Aynen o sağanak yağmurun içinde akan gözyaşlarının akıp gitmesi, ayırt edilemez hale gelmesi gibi. Sahnenin ismi de tam olarak bu çaresizliği özetliyor: Yağmurdaki Gözyaşları (Tears in Rain)

İşin en güzel yanı da Rutger Hauer’in o son metni senaryoya kendisinin eklemiş olması. – Tıpkı yağmurdaki gözyaşları gibi.. kısmını doğaçlama söylerken elinde bir güvercin tutuyor ve öldüğü an o güvercin gökyüzüne uçuyor. Yağmurlu, karanlık, betonlaşmış o kasvetli dünyaya karşılık güvercin ruhun özgürleşmesini ve saflığı temsil ediyor.

Yani kısacası bu sahne bize şunu anlatıyor: Yaşadığın hayat ne kadar olağanüstü veya ne kadar sıradan olursa olsun, günün sonunda hepimiz aynı sonla karşı karşıyayız. Bizi insan yapan şey ne kadar yaşadığımız değil, o kısa süreye neleri sığdırdığımız ve bunu biriyle paylaşıp paylaşamadığımız.